DEVLET-İ ALİYYE OCAKLARI GENEL BAŞKAN YARDIMCISI MEHMET KARAPINAR İLE RÖPORTAJ


 

Bizler, dergilere, yayınevlerine, derneklere, vakıflara ve benzeri organizasyonlara baktığımızda birçok isim görürüz. Kimi oluşumlar onlarca, kimileri ise binlerce kişiden meydana gelir. Ancak işin özüne kendini adayan, o mesleğe gönlünü veren, yükünü büyük bir memnuniyetle sırtlayan, davasına gerçekten fedakârca bağlanan insan sayısı oldukça azdır. Ve umumiyetle en büyük yükü de bu birkaç kişi taşır.

Ben de bugün bu röportaj vesilesiyle sizlere o insanlardan birini, Ankara'da tanışmaktan büyük bir bahtiyarlık duyduğum: daima desteğini gördüğüm. gönlü güzel bir dava ve aksiyon adamı, kıymetli ağabeyim Mehmet Karapınar'ı tanıtmak istedim.

Mehmet Karapınar, 20 Mayıs 1988'de Ankara/Çubuk ta dünyaya gelmiş ve halen orada ikamet etmektedir. Evli olan Karapınar, şu anda Ankara Büyükşehir Belediyesi bünyesinde "Bilgisayar İşletmeni olarak görevine devam etmektedir. Daha önce Milli Eğitim Bakanlığında eğitmenlik. Diyanet İşleri Başkanlığı'nda ise imamlık vazifelerinde bulunmuştur. Ayrıca bazı cami yaptırma ve köy derneklerinde de görev almıştır.

Bugün ise Farukiye Vakfı ve USİYAD gönüllüsü, Bem-Bir-Sen yöneticisi ve Devlet-i Aliyye Ocakları'nda Başkan Yardımcısı olarak hizmet etmektedir. Gelin, meseleleri biraz da kendisinden dinleyelim...

…………….


1-) Esselamualeyküm başkanım. Bizi kırmayıp röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Öncelikle nasılsınız? Günlük hayatta nelerle meşgulsünüz? Ne iş yapıyorsunuz. Bize biraz kendinizden ve meşguliyetlerinizden bahsedebilir misiniz?


- Aleyküm selam verahmetullahi veberakatüh, rica ederim, asıl ben teşekkür ederim; değer verip bizlere vakit ayırıp derdimizi anlatmaya vesile olduğunuz için. Günlük hayatımla ilgili sadece şunu zikredeyim; Herkesin arada bir yoğunluk yaşayarak sonrasında dinlenmeyi tercih ettiği hareketlilik, bizim hayatımızda artık mutat hale geldi hamdolsun. Tabiî ki bu hareketlilik hep dini alanda hizmet olduğu için şikâyetçi değiliz, ahiretin tarlası olan dünyamızı ekmek ile meşgulüz diyelim. Hayatımızın içeriğini röportajda zikretme şansım zor olup buna sayfalar ayırmamız icab edeceğinden, bu az söz ile çok şey anlaşılır zannediyorum. Yalnız evli, memur, sosyal işlerle içli-dışlı ve Müslüman bir Türkiye vatandaşı olduğumu söyleyebilirim.


2) Anlıyorum. Devlet-i Âliyye Ocaklarının en tepesindeki isimlerden birisiniz. Bize Devlet-i Âliyye Ocaklarından; gayesi, vizyonu, misyonu, teşkilatlanması ve yaptığı çalışmalardan bahsedebilir misiniz?


- Rabbimize hamdolsun asırlarca âleme şan ve şerefle hizmet etmiş bir hanedana yakın olarak bir hizmet kapısı açtı bizlere, bizlerde mahcup olmamak, mahşer günü mağdur olmamak için azami gayret göstererek çalışıyoruz. Devlet-i Âliyye Ocakları’nı kendi penceremden, kendi anlayışımla özetlemek isterim. Uzun uzun cümlelerden ziyade kısa ve öz olarak; Devlet-i Âliyye Ocakları bir dava hareketidir, ecdadımız Osmanlı’nın vizyon ve misyonunu tam olarak üstlenen tek kuruluş olup bu minvalde çalışır ve ecdadın öz torunu da işin başındadır, atam cennet mekân Yavuz Sultan Selim Han’ın şu sözü aslında her şeyi özetler; “Biz Osmanoğulları bir sefere memur edilmedikçe çıkmayız…” zannediyorum bu hususta daha fazla söze hacet yok. Çalışma sahamız bütün cihandır, kısaca cihat ibadetini bu kuruluşta icra ediyoruz, yardım faaliyetlerinden tutunda dini ve ilmi çalışmalara kadar topyekûn bir medeniyetin ihyasına gayret gösteriyoruz. Bu cümlenin altını birçok kalem iş ile doldurabiliriz lakin buna burada lüzum görmüyorum. Ama şunu da söylemeliyim; -diğer STK’ların bazılarında da görüldüğü gibi- ihtiyaç sahiplerine, yeni evlenenlere, yetim ve öksüzlere, dullara, şehit ve gazi yakınlarına, hasta ve engellilere maddi – manevi yardım ve destekte bulunmak, medrese ve mektep talebelerine süreli harçlık ve burs vermek, kurban kesimi ve dağıtımı, Ramazan ve bayram yardımları, kitap dağıtımları, haftalık sohbetler, törenler ve anma programları, konferanslar ve eğitim faaliyetleri, tarihi ve dini mekânların korunumu, tanıtımı ve temizliği gibi birçok içtimai yardım faaliyetlerine de elden geldiğince devam etmekteyiz.


3) Siz daha önce ocağın Ankara İl Başkanıydınız, Ankara’da ocağın durumu ve faaliyetleri ne durumda?


- Ankara’da çok güzel işlerin başlangıcına vesile olduk hamdolsun, şimdi de Tolgay Yalduz kardeşim aynı hızda devam ediyor. İlk açılış programını Ankara’da yapmıştık, burada mehter ile yol yürümenin ne demek olduğunu anlatamam. Sonrasında ilde, ilçelerde ofisler açtık, sohbet programları başlattık, yardım organizasyonları yaptık, hatta bir dönem belediye ve kaymakamlık kanallarından vatandaşları bize yönlendiriyorlardı “Sizin işinizi devleti Âliyye ocakları hızlı çözer.” diye. Misafirhanemiz var. Kesme taştan inşa edilen; içerisinde cami, 4 adet medrese, hamam, imarethane, tabhaneler, arasta ve konakların da olduğu külliye inşaatımız var. (Hamidiye Külliyesi) Var da var sayma şansımız yok ki, inanmış kardeşlerimiz ile çok kalem işlerimiz devam ediyor hiçbiri de kesintiye uğramadı hamdolsun. Hatta ilerleyen süreçte Çubuk’ta Devlet-i Aliyye'nin adayı sıfatı ile bağımsız belediye başkan adayları bile çıkartmayı düşünüyoruz ki seçimi kazanacağımızı da zannediyoruz, bu kadar cümle yeterli sanırım etki alanımızı anlamamız açısından.


4-) Çok güzel özetlediniz. Ankara / Çubuk ‘ta tarihimizi ve kültürümüzü yansıtacak, ilim ve maneviyat merkezi olacak büyük bir projenin üzerinde çalışıyorsunuz. Bize bu proje hakkında detaylı bilgi verebilir misiniz lütfen?


- Bu proje bize ecdadımızdan miras kalan bir anlayışın tezahürüdür. Şöyle ki yaşadığımız döneme iz bırakmak istiyoruz, bununla birlikte bıraktığımız bu iz; hem zamana hem zemine etki ederek çalışma alanımız olan bir medeniyetin yeniden ihyasına hizmet etsin, İnsanları büyük düşünmeye sevketsin, bizim de bir şeyleri başarabileceğimizi müntesiplerimiz hissetsin, bu vesile ile durmadan gayret yolu açılsın diye ilim irfan temelleri üzerinde İslam medeniyeti mimari alanda da ayağa kalksın düşüncesiyle bir külliye zinciri planladık ve ilk halkasına Ankara’da başladık. Bunu anlatmam çok zor zira kelimeler bu alanda kifayetsiz kalır. İçimizde kopan fırtınaları ise ifade edemem. Dolayısıyla gelip yerinde görülmesini, sosyal medya hesaplarımızdan veya web sitemizden (www.devletiailyye.org.tr) projenin detaylarına bakılmasını tavsiye ederim. Zira çok kapsamlı olacağından okuyucuyu sıkabilir, sayfa sayısını da artırabilir.


5-) Siz Devlet-i Âliyye Ocakları ‘nın Dergisinde de yer alıyorsunuz. Bize biraz derginin yayın politikası ve muhtevasından bahsedebilir misiniz?


- Dergimizde çizgimizi net ifade edebiliyoruz, 100 yıldır sessiz ve çekingen tavırlar ile hizmet eden STK'lara nispeten daha cevval ve ümmeti istikamete sevk edecek bir çizgide yayınlar neşrediyoruz. Tabi şu an 3 aylık yayın ile başladık, zamanla daha sık periyotlarla da yayınlama hedefimiz var. Alanında uzmanlaşan genç kardeşlerimizden müteşekkil bir yayın kurulumuzun yanında ismi herkesçe bilinen yazarlarımız da bu mecrada yazılar yayınlıyorlar. Buradan nokta kaçırmadan bütün kardeşlerimizi bu eşsiz yayını takibe davet ediyorum. Dergimizde makale, deneme, şiir, fotoğraf, karikatür, özlü söz, ayet ve hadisler, faaliyet raporları, tanıtım köşeleri, sohbet ve dualar gibi birçok içerik türü yer alıyor. Öncelikli olarak eğildiğimiz meseleler ise kültür, tarih, din, fikir ve ilimdir.


6-) Devlet-i Âliyye Ocakları direkt bir Hanedan üyesi tarafından kurulmuş ve yönetilmekte olan bir STK. Buradan yola çıkarak Genel Başkan Şehzade Abdulhamid Kayıhan Osmanoğlu ve Osmanlı Hanedanı hakkında düşünceleriniz nedir?


- Bizler muhafazakâr kesimde yetişmiş, Osmanlı’yı sevmenin dini ve imani bir mesele olduğu şuuru ile tarihe bakmış ve bu vesile ile bu medeniyete âşık olmuş insanlarız. Hayallerimizi süsleyen bu medeniyetin en baş temsilcilerini tanıyınca doğrudan küllenen Osmanlı ruhunu yeniden diriltmek gayesi içimizde canlanıyor. Dolayısıyla şehzademize bakış açımızın yanında içeriden gelen bir gayret ile tekrar âleme nizam verme hayallerine bürünüyoruz. Yukarıda zikretmiş olduğum Yavuz Sultan Selim Han’ın sözünü de tefekkür edersek, boşa yola koyulmuş bir şehzade ve teşkilat olmadığımızı, yapılan icraatlara bakarak bu davanın sonraki yıllardaki durumunu görmemek biraz daha kör olmayı zorunlu kılacaktır. Rabbim bizlere bu yolu açmasından dolayı şehzademizden sonsuz razı olsun ayaklarımızı sabit kılsın ve muvaffakiyetler ihsan eylesin.


7-) Ocağın ismini aldığı yer de, kurucuları da Osmanlılar. Peki, Osmanlı Devleti hakkındaki fikirleriniz nedir? Sizce nasıl bir devlettir? Bugün Osmanlı ayakta olsaydı sizce hayatımızda nasıl değişiklikler olurdu, özetleyebilir misiniz?


- Devlet-i Âliyye değince ben Peygamber Efendimiz (sav)’in Medine-i Münevvere’de neş’et eden devletini anlıyorum. Dolayısıyla sonraki dönemlerde İslam’a hizmet eden hangi devlet olursa olsun bu da, o devletin devamıdır. Devleti Âliyye; Peygamber efendimizin davasını ayağa kaldırmayı kendine yegâne hedef kabul eden kurum, bundan başka bir izzet bilmeden tüm ömrünü bu davaya vakfeden insanların çatısı altında toplandığı kuruluştur. Bugün ayakta olsa? Aaah ah! Bu cümle içimde neler ifade ediyor bunu anlatamam. Bugün ayakta olsa dünya yaşanılır bir hal alır, dünyada sürgününü tamamlayanlarda cennete kuş olur uçuverirdi. Batılı bir düşünürün şu sözü de bunu ifade eder sanırım; “Osmanlı, insanoğlunun en büyük harikasıdır”


8-) Toplumda ve medyada bilinen kadarıyla Devlet-i Âliyye Ocaklarının en büyük maksatlarından biri İslam ve Osmanlı kültürünü, medeniyetini, sanatını ve tarihini; diriltmek, yaşatmak ve tanıtmak. Buradan hareketle geleneklerimizin, değerlerimizin, kültürümüzün, ilim ve sanatın insan ve toplum hayatı için önemi nedir ve nereden kaynaklanmaktadır sizce?


- Bizim kültürümüzün kaynağı coğrafyamız ve dinimizdir. Dinimizde, yaşadığımız hayatın yanında, ölüm ve sonrasını da şekillendiren bir nizamdır. Dolayısıyla bu kültür insan ve toplum hayatı için olmazsa olmazdır. Kültür olmazsa namus olmaz, mal ve can güvenliği kalmaz, şefkat merhamet gibi değerlerin adı bile okunmaz. Kültür olmazsa karşındaki insan ile iletişim bile kuramazsın. Dostun arkadaşın olmaz kısaca yaşayamazsın. Bunun için de ilmi dayanıklı inşa edilen bir kültür Osmanlı gibi bir medeniyeti devamında zorunlu kılar. Sanat ise hayatı daha güzel ve yaşanılır kılar. Osmanlı ile günümüzü de karşılaştırdığımızda sorunuzun cevabı da ayan beyan ortaya çıkacaktır.


9-)  Türkiye'nin bugün ki ahvalinî; eğitim, ekonomi, bilim, nüfus, siyaset ve diplomasî gibi çeşitli açılardan baktığımızda yerelde ve küreselde nasıl görüyorsunuz? Türkiye nelere dikkat edip, hangi adımları atmalı?


- Her şeyden önce özümüze, aslımıza dönmeliyiz. Kendi özünde olan izzetin farkında olmadığından yüz yıldır batının kapısında bunu arıyoruz. Tabiri caizse çöplükten medet umar hale geldik, asırlarca savaştığımız düşmana köle olduk, onların değerlerini yaşatmak için her şeyimizi verdik. Burada Sultan Abdulhamid Han’ın şu sözü konuyu özetliyor “Bizi yükselten dinimize duyduğumuz büyük aşktır.” Buradan yola çıkarsak yukarıda zikrettiğiniz her alanda; sadece İslam! Diyerek bu başlık altında, toplumsal ve içtimai hayatımızı şekillendirmeliyiz. Bu olduğu zaman inandığım her şey üzerine yemin ederim ki sorun diye bir şey kalmaz. Tarihte bunun çok örneği var çünkü.


10-) Gerek şahsi gerekse teşkilat olarak bundan sonraki hedef ve planlarınız nelerdir?


- Şahsım, işim, ailem ile ilgili hiçbir hedefim yok. Çünkü bunlara vakit bile ayıramıyorum. Siirt’te yıllardır ilim ve irfan ile bölgeye hayat veren Molla Burhaneddin Hazretlerinin şu sözünü duymuştum yıllar önce: “Hayatım boyunca ailemle oturup yediğim yemek sayısı bir elin parmaklarını geçmez.” ben dava işlerine bu pencereden bakıyorum. Tek gayem var Allah’ın rızasını kazanmak, Allah’ın dediği yeryüzünde olsun, âlemin nizamı yeniden tesis edilsin, insanlar hür, mutlu ve güvenli yaşasın, tarih ve kültür unutulmasın, âlimler ve ilim saygı görsün... Dolayısıyla Devleti Âliyye Ocakları bu istikamette necat bulsun. Bu olursa tekrardan izzetimiz ayağa kalkacak, zalimler zulüm yapmaya cesaret bile gösteremeyecekler.


11-) Sizi çok iyi anlıyorum. Son olarak okuyucularımıza, gençlere ve gelecek nesillere tavsiyeleriniz nelerdir?


- Allah’ın Rasulü (sav) bize, Rabbimizin emanetidir. Emanete sahip çıkalım. O’nun yolunu takip edelim, O’nun izinden ayrılmayalım, her halimizi O’na benzetelim, O’nun evrensel ilkeleri hayat bulsun diye mücadele edelim. Bu olursa hem biz hem de nesillerimiz kurtulur, dünya yaşanır bir yurt olur, asıl mesele olan ahiret yurdunda da yüzümüz ak olur. Herkesi bu alanda gayrete davet ediyor, Allah'a emanet ediyorum.


 12-) Peki, verdiğiniz bilgiler ve katılımınız için çok teşekkür ederiz. Yarınlarımız için çok kıymetli kelamlar ettiniz. Herkese keyifli okumalar dileriz.


Hazırlayan: Muhammet Baran ASLAN (Baranî)

Yorum Gönder

0 Yorumlar
* Please Don't Spam Here. All the Comments are Reviewed by Admin.

#buttons=(Kabul Ediyorum) #days=(20)

Web sitemiz, deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanmaktadır. Daha Fazla Bilgi
Ok, Go it!